Genç oğlan koşarak girdi avludan içeri.
Bütün geceyi korulukta geçirdiydi
Alay edercesine piçin kurusu!
Babasından azar yememek içindi
Bütün telaşı.
Avludan girdiğinde,
Şaşa, dona kaldı çocuk.
Her zaman yemek yememek için direndiği masa
Derdest edilmişti.
Dersdest masa değil, sıradaki günleriydi daha.
Sessizce ürkek yürüdü kapıdan içeri.
Gördü, ama çığlığa gücü yetmedi.
Sarsıla sarsıla saydı ölülerini ailesinden kalan.
Anası, babası, kardeşleri..
Hepsinin kanı değdi tenine.
Teninin dışından değdikçe
Damarlarını zorladı aynı kan
Onlara kavuşmak istercesine.
Kavuşamadı.
Kimsesiz kaldığımızda başlarız muhasebeye,
Dört işlem hep aynı düzlem.
Hesap basit,
Kazanıldı mı? Kaybedildi mi?
Neyi? Kimi? olduğu önemli değildi.
Muhasebe hep sonucuna baktı,
içerik boşverildi.
Ne de olsa,
Acılar geçerdi ama gurur sonsuzdu.
Gün geçti, kahır geçti,
Benim yaram geçmedi.
Günler bitti, mevsim bitti,
Benim bakışım bitmedi.
Yedi göbek şarap aktı gitti,
Benim aklım gittiği yerden gelmedi.
Gittiğin yere baktım durdum,
Gittiğin yer bana durup bakmadı.
Gülüp geç, geçer dediler,
Güldüm geçtim ama geçmedi.
Yıl doldu, ömür doldu,
Dolasım da gelse ben dolamadım.
Yavru bir martı denizin kenarında bir süre dolaştıktan sonra yamaçların ardında çarpılan kanat seslerine doğru kırdı rotasını. Kanatlara yaklaştıkça sahiplerinin akbaba olduğunu gördü,kısa süre sonra yanık ve ceset kokusu genzini aniden yaktı.Zar zor sıyrıldı uçan akbabaların arasından aşağı doğru pike yaptı.Ölülerin ve yanan otların arasından uçuyordu.
Martı üzerinden geçtiğinde çığlığı bastığında gözünü açtı.Gözlerinden biri pek iyi görmüyordu.Eliyle şöyle bir yokladı. Kaşı açılmış, gözünün üstüne kanı akmış ve kurumuştu. Boğazına toz,toprak,kan dolmuştu. 6-7 defa kararsızca öksürdü.Boğazını biraz temizlemişti. Yattığı yerde kalkanını üzerinden iterek şöyle bir doğruldu etrafına baktı. Ufka ve tepelere doğru ölü ve ateş yığınından başka hiç birşey göremedi.
Yüzünü ekşitti, zar zor ayağa kalktı, kılıcını baston yaparak yavaş yavaş tepelere doğru ilerlemeye çalıştı. Tek istediği biraz temiz hava solumak ve biraz su, evet su bulmaktı.Yürürken bir kaç düşman askeri ellerini uzatıp paçasından çektiler. Vücudları paramparçaydı. Korktu ve kılıcını sallayarak son kalan canlarıda kılıcıyla aldı.Acı çekmeyi kestikleri ve kurtuldukları düşüncesiyle kendisini rahatlatıyor ve bir yudum su bulmak için tepeye doğru giderek hızlanıyordu.
Ah bir tepeyi tırmansa, tepeyi tırmanmak demek eve varmak demekti. Birden duruldu. Hangi ev? Savaşı kazanıp kaybettiklerini hatırlamıyordu. Birden herkesin öldürüldüğünü düşündü ve hızlandı. Hızlandığı anda düştü. Ayağındaki yarayı ancak o zaman farkedebildi. Yavaşladı ve bir ağaç dibinde yatan bir askerin matarasını gördü. Askerin boğazı kesilmişti. Zırhı neredeyse paramparçaydı. Hangi taraftan olduğunu anlayamadı. Ne farkederdi, kazanılsada kaybedilsede o zaten ölmüştü, pek kazandığı bir durum olamazdı zaten. Matarasını bitirmeye fırsatı olmadan öldüğüne çok sevindi.Kana kana suyu içti. Su can vermişti bedenine. Kalan yokuşu bir çırpıda çıktı.En tepeye vardığında şehrine,evine doğru baktı. Hiç bir yaşayanın olmadığı yer yer alevlerle son kapılarında yandığı bir şehir kalıntısı görmüştü. Sancaklar,bayraklar,askerler,insanlar,sokaklar.. Hepsi,hepsi ölmüştü.Ne yapacağına karar veremedi. Aynı noktaya çöktü kaldı. 7 gün boyunca o tepede aynı noktada durdu. Hiç tepki vermedi, kimi zaman gözlerinden ince ince yaşlar süzüldü ama ağlamadı.7. günün sonunda cennetin bitirildiği vakitte kendini tepeden aşağı bıraktı.Ölülerin arasına karıştığında akbabalardan biri sevinç çığlığı atarken martı yas içinde kafasını denize gömdü kaldı.
bir gemideyiz seninle.
küreğimizi sallıyoruz,
akıntıya zıt zıt.
bulutları dikizlemekteyiz,
boğazın altından üstünden.
bulutlar kara kara,
ürküyoruz.
küreğimiz düşüyor,dudaklarımız kuruyor
dudaklarına bakıyorum,
aklıma dört nala öpesim geliyor.
öptürmüyor, bakıyorsun.
sen de bir garipsin.
koşarak içinden geçtiğim yazda
gözleri bu garip yaşarttı, o bir ömürdür düşünen bakışıyla.
Sebepsiz gördüğüm bir hayal.
Hergün görmek isteyipte aşırısında kısmet olan.
Bilinçaltımla küfürleştiğim gecelerde
Rüyalarda bana kıyak geçilen.
O kadar yerde ve gökte arandı ki!
Uğruna o kadar kadın ve kalbi kırılan.
Hiç kötü niyetli değildiler oysa.
Tek suçları belki o dur diye düşünülmek!
Hayalin, kırıklığının, umudun ve sönüşün,
Geçmiş ve geleceğe dair bir tek o var.
Onun adı Sen.
Tanıdık geldi yüzünüz sanki,
Sizin adınız ne?
Genç yazar aniden irkilerek yattığı yataktan kalktı.Elini komodinde bulunan sigara paketine attığında paketin içinde bulunan tütünler ve kağıtlar dingildediler ve ürktüler.Elinde paketi, ufka doğru bakarak birazda poz keserek sigara almaya çalışırken paket yere düştü. Pakette bir huzursuzluk ve küfürlü anlar gözlendi hiç kimse tarafından. En sonunda bir dal alarak ağzına götürdü.Katil çakmağı ucuna götürdü ve hiç acımadan çaktı. En uçtaki tütünler kavruldular, ve küllere dönüşmeye başladılar.Dişi olan kül erkeğine sarılı olarak duruyordu. Yazar balkonda öne doğru eğilmiş, sigarasını gelişi güzel rüzgarların yoluna bırakıvermişti adeta.
Erkek olan kül; ” Gidiyorum dışarıları gezmeye! Uzaklara! Rüzgarın beni attığı yerlere!” dedi.
Dişi olan kül ise ; ” Gitme sen bensiz, ben sensiz bir hiçiz! Ne olur gitme! ” dedi.
Erkek olan dişisini tabii ki hiç takmadı, kendisini boşluğa bıraktı.Birden her yanı havayla doldu havada sağa sola doğru savrulmaya başladı.Kısacık ömründe ne kadar böyle havalarda uçabilmişti ki! En sonunda bir pencereye savruldu ve camın pervazına takıldı.Camlar evde hep varolan ama o an iyice zıvanadan çıkmış bir kavga ile deprem yemiş gibi sallanıyordu.
Kadın - Hayvansın sen hayvan! Leş gibi içmişsin, kadın kokuyorsun. Dokunma bana!
Erkek - Sus lan artık kevaşe! Namuslu ayağı yapma bana! Kaç arkadaşımla yattığını bilmiyoruz sanki..
Kadın - Kendine gel! Ben öyle bir şey asla yapmam, kendine benzetme beni hayvan!
Adam eline öylece baktı, parmakları saydı gibi hissetti kül, cam ve çerçeve. El tokat şekline büründü ve kadının yüzünde patladı. Kül, cam ve çerçeve boyunlarını büktüler, kül kendini tekrardan boşluğa bıraktı.
Bu sefer düştüğü pencere epey ışıksızdı, içeriden hafif bir televizyon ışığı vurmaktaydı cama.Televizyona boş boş bakan bir adam gördü kül. Kül adama bakarken adamda küle doğru baktı. Sonra elinde yer yer bulanıklaşmış, yarısı yırtılmış mektuba bakmaktan kendini alamadı.Kül’ün gözleri önünde ağlayarak camın kenarında mektubu çakmağını çakarak ateşe verdi ve yanarken elinde tutmaya devam etti. Kül kendisine benzeyen pek çok kül kardeşini havada neşeyle çığlıklar atarak süzüldüğünü gördü.Sonra ise adamın hafif bir iniltiyle çok daha hızlı çakılışını seyretti. Şöyle bir aşağıya baktı ve midesi bulandı kül beyzademizin.
Sert bir poyraz kül’ü aldı ve çok uzaklara doğru savurdu, o havada uçarken hemen yanından sigarasının geçtiğini gördü. Ve terkettiği sevgilisinin yanında uçtuğunu farketti. Gözleri dolan kül ileri atıldı ve terkettiği sevgilisini terketmemişçesine sarıldı ona. Sarılmış halde süzüle süzüle boğaz a yumuşak bir iniş yaptılar ve denizin karanlığında beraberce eriyip gittiler.
Saat sabaha kosar adim.
Basimda bir kerhane kandili
Isigi varla yok arasi.
En sekinden rakim elimde
Yudum yudum sabaha iciyorum.
Ellerim sanki ceplerimde
Dudaklarimda bir islik
Yuruyorum sokaklarinda hayallerimin
Gercek olmayacagini bile bile
Tasiyorum onlari
Bir gofret agirligi gibi.
Isirilsa ayni tadi vermeyen.
Bogazin icinde yuzesim geldi.Neredesin sen? Sensiz delirmenin bile tadi cikmiyor.Uzun zamandir gelmeni bekliyorum.Gunun geldiginde gelirsin diye takvimlerin icine ettim.Once ozenle yuvarlak icine aldim onlari.Her gecen gun yirt,ciz,cizikler at.. Kurtaj yemis ana rahmi gibi parcali bulutlu ve huzunlu takvimlerim oldu seni beklerken.Kac insanla gorustum seni bulurum,sana ulasirim diye.Hic biri senin izini ve seni gorme iznini vermedi ki.Hos belki bende tam istekle istememis olabilirim.Kafam cok karisik,ergen beyni gibi dusunceler ucusuyor beynimde, kalbim ise coktan yoluna dusmek ister bir pupa yelken halinde.Zamanin gelse,yanima gelsen,elimi tutsan diye yaslaniyorum bu hissiz insanlarin arasinda.Sacimdaki her ak, yuzumdeki her cizik seni bekledigim anlarin cetelesidir tarihimde.Kimsesiz,parcali bulutlu,anahtarsiz kilidi olan bir ruhum ben.Gel.
halbuki sesler var duyulması gereken hiç birimiz farketmiyoruz sonra içimizde ki heves sönüveriyor. Söndürüyolar … Anlamıyorlar duymuyoruz duymuyoruz duymuyoruz